| Yazan: Dikine.Net,
|
Okunma Sayısı : 624 |
İKİNCİ BASKIYA ÖNSÖZ Orhan Gökdemir Aydınlanma Tarikatı, felsefenin “karanlık” dehlizlerine doğru çıkılan uzun bir yolculuğun ikinci durağı. Önünde “Felsefi Aklın Eleştirisi” çalışması var, arkasında “Helenizm, Siyonizm, Türkçülük” çalışması duruyor. Haliyle çıkış noktasında daha felsefi, varış noktasına doğru daha “tarihsel” bir söylem çıktı ortaya. Bu bir tercihten çok, işin doğasından kaynaklanıyor. Felsefeden yola çıkanların eninde sonunda tarihe varması kaçınılmazdır. Felsefe, kendini tarihten bağımsız olarak sunmaya meraklıdır. Felsefenin tarihsiz bir alan olduğu yargısı bundan kaynaklanıyor. Oysa filozofların hep bir tarihi var ve bu tarihi dikkate almayan bir felsefenin kendisini anlama şansı yok. Antik Yunan’dan başlayan bir felsefe serüveni için “tarihsiz bir felsefe” gerekliydi belki de. Kendi kendisinin babası olan “Yunan düşüncesi” ancak böyle imal edilebilirdi. Ama gerçeğin peşinde olanların o düşünceye “tarih”i hatırlatması da kaçınılmazdır.
Din ve teoloji ile felsefenin karşılaşma alanı da böylece ortaya çıkar. Felsefe, modern biçimiyle teolojinin çocuğudur. Bu nedenle felsefe alanında yapılan her kazanın altında dinler tarihine ait kalıntılar bulunur. Atonizmi, felsefe ve dinler tarihinin atladığı o büyük sıçramayı anlamadan gerçeğe yaklaşamayacağımız bir noktada duruyoruz şimdi. Freud, “Musa ve Tek Tanrıcılık” adlı çalışmasında, “Hıristiyanlık Parantezi”ni dinler tarihinde Atonizmin alt ettiği Amon rahiplerinin ikinci çıkışı sayıyor. Bütün ihtişamıyla gelmiştir ve başta felsefe olmak üzere dışarıda kalan ne varsa ezip geçtiğini biliyoruz. Bir tek “Bizans” direndi ve Bizans’ın yıkılmasıyla direnişten kalanlar Avrupa’ya taşındı. Rönesans ve Aydınlanma o mirasın üzerinde yükseldi. Hıristiyanlığa karşı bir başkaldırı sayılıyor. Başkaldırıdır. Rönesans ve Aydınlanma karşılaştığı her yerde Hıristiyanlığa saldırdı. Baş verdiler ve baş aldılar. Saldıranlar “Güneş merkezli” bir evren modelini büyük bir ısrar ve inatla savundular. Şiddetli bir savaş olmuştur. Güneş ise Atonizmin inanışıdır. Bu durumda Rönesans ve Aydınlanmayı Atonizmin ikinci yükselişi saymamızda bir sakınca yoktur. Atonist parantezin kapanışı da Romantizmin Hıristiyanlıkla ittifak yapması sonucu mümkün olmuştur. Bu durum “rasyonel” Aydınlanmanın da dinler tarihinin bir devamı olduğu ortaya çıkıyor ki, bunun da Aydınlanmayı anlamada çok devrimci bir ipucu olduğuna inanıyorum. Bu ipucu benim için büyük ölçüde “Aydınlanma Tarikatı”nın verisidir. Tartışmayı ise “Din ve Devrim” ile sürdürüyorum. Destek Yayınları birbirini takip etmesini istedi, yetiştiriyorum. Bir kapı araladım, görebildiklerimi paylaşıyorum. Emeği geçenlere sonsuz teşekkürler… 6 Ocak 2010 |
Aydınlık ama kaç mumluk??
Yazan:: Murat DEMİREGER (Misafir) Tarih: 14-06-2010 16:50