| Yazan: Orhan Gökdemir,
|
Okunma Sayısı : 826 |
[TANRILAR VE PEYGAMBERLERİ] Orhan Gökdemir Konstantin’in zekâsı bireysel miydi? Ya da şöyle soralım, halkta var olan bir inancı “devlet dini”ne dönüştürme “kişisel bir girişim miydi? Akhenaton ile Konstantin arasında bilgi akışını sağlayan neydi. “Mesih Masalı”nda, bunun bir gelenek olduğunu gösteren başka bir örnek var. Helenizm döneminde Zerdüştlükle böyle bir tecrübe yaşanmıştı. Zerdüştlük Helen dünyasını etkisi altına alınca, Roma tarafından ikinci yüzyılda devlet dini olarak ilan edilmişti. Mitras, Logos adı altında bir Yunan Tanrısı olmuştu. Mitras bir kurtarıcı olarak Dünyaya iniyordu; Ahura Mazda aracılığıyla gebe kalan bir bakireden doğmuştu üstelik. İktidar ile din arasındaki ilişki başından beri karmaşık ama ortakyaşardı. Vatikan’la kanlı bıçaklı bir yazar Kitab-ı Mukaddes’i dışında bir amaca dayanarak şöyle tarif ediyor:
“Kitab-ı Mukaddes, bozguna uğramış bir halkı, zamanın başlangıcından beri onlara zorla kabul ettirilmiş tecrit nedeniyle biriktirmiş oldukları nefret ve intikam duygularına seslenerek birleştirmeyi amaçlıyordu.” (1) Peki kindar ve ayrımcı bir Tanrı tasvirinin dışında kalanlar? Yazara göre gerisi, bütün Ortadoğu efsanelerinin içine doldurduğu bir pagan kitabıydı. Bütün dinlerde olduğu gibi burada da, başlangıçta dinin ve onun içeriğine uymanın bir önemi yoktu. Amaç, bir topluluğu bir araya getirmekti; o topluluğu bir arada tutma ihtiyacı nedeniyle şekillenen bir şeriat söz konusuydu. Tıpkı Konstantin’in hiçbir zaman Hıristiyan olmaması gibi, İsrail’in Asur Kralı tarafından fethine kadar geçen dönem boyunca tahta geçen 20 kralın hiçbiri Musevi değildi. İlk kral olan Yeroboam, tapınmak için altın buzağılar yaptırmıştı. Yazının tamamını pdf dosyası olarak indirmek için buraya tıklayınız... |