Advertisement
Ana menü
Ana sayfa
Makaleler
Röportajlar
Blog
Yazılar
Bağlantılar
Arama
Dikine Forum
İletişim
Yazarlarımız
Güncel yazılar
Üye girişi





Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol
İstatistikler
Ziyaretçi sayısı: 620813



Dikine
Forum
açıldı



 
Bulunduğunuz sayfa: >> Ana sayfa

Kaybolan bilgeliğe dair... Yazdır E-posta
Cumartesi, 03 Ekim 2009
 

Yazan: Administrator,

Okunma Sayısı : 762

 Göktuğ Halis

[Sedef'e]

Kuzeyliler, bir gece yola çıkan 4 savaşçı ile ilgili hikayeler anlatır.
 
Soğuk ülkenin, buza dönmüş denizlerine yönelen ilk savaşçının, 400 yıldır gözükmeyen bir bilgeyi aramaya yollandığı bilinir. Bu kabilenin insanları, Fulkano ismini taşıyan bilgenin buzlar ülkesine ateşi, yayı ve yıldızları gözleme sanatını öğrettiğine inanır. Yaşlıların trans halindeki şiirleri onu anlatır.

Fulkano belki ülkeyi çabucak terketmiştir ama öğretilerinin bekçisi olarak göğün tam tepesine astığı yıldız kabileyi korumaya devam etmiştir. Kabilenin tüm fertleri bilir ki, bu yıldız 40 senede bir gözükür ve gözüktüğünde, Fulkano'nun suya yazdığı yazılar belirginleşir. Doğan güneşle birlikte yazı silinir ve tam kırk sene boyunca bolluk yaşanır. Korku bekçi yıldız'ın geriye dönmemesiyle başlamıştır.

Okuyucu yorumları Bu yazıyı web sitenizde yayınlayın yazının devamı...
DİN, DEVLET VE DEVRİM-1 Yazdır E-posta
Pazartesi, 28 Eylül 2009
 

Yazan: Orhan Gökdemir,

Okunma Sayısı : 737

Orhan Gökdemir

Tek tanrılı üç büyük din olan Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet Ön Asya’da doğdu. Yahudi dini çıktığı ülke ile sınırlı kaldı ve yayılma eğilimi göstermedi. Hıristiyanlık ise tam tersine doğduğu coğrafyanın dışına taşma eğilimindeydi. Çünkü içinde doğduğu Helenizm, yayılmacı bir ideolojiydi.

Helenizm, başından beri coğrafyaları olduğu kadar inançları da birleştirme eğilimindeydi. Tek bir dünya imparatorluğu kurmak istiyordu ve bunu inanç alanında yapma ihtiyacının yönlendirmesi altındaydı. Otorite tek olmalıydı, imparatorluğun mantığı buydu. İnanç alanındaki tekçilik, işte bu ihtiyacın yansımasıydı.

Helenizm kavimleri yetkesi altına aldıkça, o kavimlerin inançları da buna paralel olarak varlık nedenlerini yitirdi. Politeizm ortadan kalkıyordu ama yerine gelen şey dinden kurtuluş değildi. Helenizm, kaybeden halkların kaderiydi; kaderin sürüklediği kitleler, kadere daha derin bir inançla bağlanmaktaydılar.

Okuyucu yorumları Bu yazıyı web sitenizde yayınlayın yazının devamı...
KÖTÜLÜK TANRI'DAN MI, KADIN'DAN MI? Yazdır E-posta
Salı, 08 Eylül 2009
 

Yazan: Göktuğ Halis,

Okunma Sayısı : 746

Kutsal metinlerden gerçek dünyaya:

 Göktuğ Halis

Eski Ahid anlatıları kadını öncelikle eksik bir varlık olarak resmeder; onun bir parçası, kaynağı, kökeni hep dışarıda; erkektedir. Erkek olduğu sürece vardır ve yaratım iki cins için de mümkün olsa da, kadın hiyerarşik olarak alt basamakta yer alır. Buna rağmen, egzantrik bir şekilde güçlü bir karakter olarak şekillenişinin altında kadının, ana metnin "çokanlamlı", simgelerle yüklü anlatım tarzı içinde kayboluşu gelir. Kadının silikliği, eksikliği ve ikincilliği, metnin benzer unsurları tarafından dengelenir; göze batmayan bir hale dönüşür.

Kadını eksik olarak resmetmek, metnin içeriğindeki açılımla başka yerlere evrilen niteliksel konumlanmanın yalnızca ilk adımıdır. Çok geçmeden kadın, "kötülükle alabildiğine problemli" bir ilişkiye girmiş karaktere dönüşecektir. Elbette kötülüğün kaynağı değildir o, bu eğilimin temel karakteri olan Şeytan'ın yalnızca aracıdır. Kadın, ana tabloda yetersizlik abidesi gibidir, alık bakışlarıyla etrafı seyrederken, kötülüğün gerçekleşmesinin aracı haline dönüşür.

Okuyucu yorumları Bu yazıyı web sitenizde yayınlayın yazının devamı...
KADIN NEDEN VE NASIL GERİCİ OLDU? Yazdır E-posta
Çarşamba, 29 Temmuz 2009
 

Yazan: Cemil Namlı,

Okunma Sayısı : 818

 Cemil Namlı

1980’li yıllarda Türkiye kadın hareketinin en büyük derdi o dönemde kadın mücadelesinin sosyalistlerin vesayeti altında olmasıydı. Bundan hareketle en büyük eleştirilerini de hep kendilerinin soluna yöneltiyorlardı. Liberal eğilimli bir salt kadın hareketinin ortaya çıkması için sol sosyalist hareketlerin düzen tarafından sindirilmesine ihtiyaç duyulmuştu. O dönemde kadın hareketinin en çok yakındığı konu, soldan solun eleştirisiydi. Sol, yükselen kadın hareketinin, asıl mücadele eksenini kaydırmak için desteklenen eylülist bir hareket olduğunu düşünüyordu.

Aradan geçen 20 yılın sonunda hayatın gösterdiği şu; kadın kurtuluş hareketinin sorunları sadece sınıf eksenli bir yaklaşımla çözülmez evet, ama sınıfsal hareketin dışında bir kadın hareketi de sadece marjinal bir fantezi olarak kalır.

Okuyucu yorumları Bu yazıyı web sitenizde yayınlayın yazının devamı...
Sesini Yitirmiş Tanrıça !... Yazdır E-posta
Cumartesi, 11 Temmuz 2009
 

Yazan: Mustafa Çölkesen,

Okunma Sayısı : 722

 Mustafa Çölkesen

Modern zamanların kadınlara sağladığı nispi haklara rağmen bir toplumsal cins olarak kadınlar, yaşadığımız dünyanın toplumsal ve siyasal gidişinin gelecekteki doğrultusuna yönelik düşünsel kaygıların uzağında durmaya, bu konudaki “tarihsel sessizliklerini” korumaya devam ediyorlar.

Oysa daha yakın geçmişte, 1980’lerin ortalarında “yeni toplumsal hareketler” olarak adlandırılan örgütlenmeler bağlamında kadın hareketi de bir dinamizm yakalamış görünüyordu. Bürokratik sosyalist bloğun çözülmesiyle birlikte, dünyanın apolitikleşme süreci kadın hareketlerini de giderek marjinal yapılar haline dönüştürdü. Bu genel hareketsizliğe eşlik eden örgütlülükten kaçış nedeniyle kadınlar, özgül sorunlarını tarihsel kökenleriyle ele alıp, onlara önderlik ederek, binlerce yıl önce kaybettikleri itibarlarını kendilerine kazandırma çabasında olacak kolektif örgütlerini yitirmiş durumdalar.

Okuyucu yorumları Bu yazıyı web sitenizde yayınlayın yazının devamı...
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 11 - 15 Toplam: 121



Linkler
Dikine e-Grup
Yabanıl
2012 Marduk
Global Disaster
Dikine Forum
Hikmet Kıvılcımlı
Online Üyeler
Online üye yok
Ziyaretçi: 3
Çok okunan yazılar
Son yorumlar
AYDINLANMA TARİKATI
Aydınlık ama kaç mumluk??
Aslında Atonizm tek tanrılara geçişin...
14/06/10 16:50 devamı..
yazan Murat DEMİREGER

"Bu Kalp Seni Unutur mu?"...
o agabey
Biliyorsun ki sevgili dostum o agabey...
09/06/10 05:36 devamı..
yazan Agabey

DİN VE DEVRİM- Önsöz
Muhteşem bir kitap
muhteşem bir kitap ,bu konulara ilgim...
05/04/10 14:38 devamı..
yazan şeref bacacı

"Bu Kalp Seni Unutur mu?"...
Esaslı Teğet
Sayın Çölkesen, yorumu okuyup yanıtlama...
17/02/10 10:45 devamı..
yazan Kerestetoles

"Bu Kalp Seni Unutur mu?"...
Kerestoteles'e Cevap
Sayın Kerestoteles, söylemeye...
10/02/10 10:44 devamı..
yazan Mustafa Çölkesen

"Bu Kalp Seni Unutur mu?"...
Teğet
90'lı yıllarda Bursa da öğrencilik...
10/02/10 01:27 devamı..
yazan Kerestoteles

Din ve Devrim
Böyle de görülebiliyor evet
İnsanlık tarihini yeniden...
19/12/09 06:15 devamı..
yazan Ersan Baydemir

Göktuğ Halis'in Yeni Kitabı...
Merak,tebrik
Sayın Göktuğ,merakla beklediğim...
02/12/09 03:26 devamı..
yazan kerestoteles

       
Google Gruplar
dikine grubuna kayıt ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et