| Yazan: Orhan Gökdemir,
|
Okunma Sayısı : 2251 |
Orhan Gökdemir
Bazen böyle olur, tekzip alırsınız ve altındaki imza size adresi göstermez. Haluk Hepkon adlı Radikal yazarının imzasını taşıyan tekzip metnini okuduğumda bu yüzden bir anlam verememiştim. Adı geçen gazetede çalışan arkadaşlarım var, sordum. Haluk Hepkon’un okumadığı kitapları eleştirmekle meşhur olduğunu bildirdiler. Bir de “İşçi Partisi” yöneticisi olduğu biliniyordu. Yazdığı gazetenin “Kızılelma ittifakı” avcıları her nedense Haluk Hepkon’u avlayamamışlardı. Sonuçta “Helenizm, Siyonizm, Türkçülük” başlıklı kitabıma Radikal’de yapılan “radikal” eleştirinin de bir “okumadan eleştirme” vakası olduğunu düşünerek önemsemedim.
İşçi Partisi yöneticisi Hepkon Radikal’in 20.7.2007 tarihli sayısında adı geçen kitabım hakkında şunları yazıyor: “Yarım yamalak bir Avrupamerkezcilik eleştirisinden büyük bir şevkle komplo teorilerinin tuhaf dünyasına sıçrayan Gökdemir'in tezleri, neredeyse bütünüyle bu gerici komplo teorilerine dayanmaktadır. Kitabın özellikle beşinci bölümünde, tuhaf bir biçimde kaynak göstermeden aktarılan iddiaların temelinde 1908 ve 1917 Devrimlerinden rahatsızlık duyan kesimlerin hastalıklı tepkileri yatmaktadır. Ekim Devrimi'ndeki ‘Yahudi etkisi’nin sanıldığından fazla olduğunu söyleyen Gökdemir'in, sürekli olarak Lowther Raporu'na ve Miralay Sadık gibi gericilere gönderme yapmasını tesadüf saymamak gerekiyor.” Pek güzel, ancak “Helenizm, Siyonizm, Türkçülük” adlı kitabın hiçbir yerinde ne “Miralay Sadık”a, ne de “Lowter Raporu”na gönderme yapılmamaktadır. Zaten bu uzun cümlede de bir yandan “kaynak gösterilmediği” öte yandan “gönderme yapıldığı” iddia edilmektedir. Üstelik 1908 ve 1917 Devrimlerine saldıran benim ve savunmada olan ise İşçi Partisi yöneticisi Haluk Hepkon’dur… Daha eğlenceli olan ise şu; bu satırlar Radikal’de yer aldığına göre, demek Radikal de 1908 ve 1917 noktasında savunmadadır. Haluk Hepkon’u önemsememe ve bu yazıyı yazmama neden olan ise ikinci bir “tekzip” almam oldu. “Virgül” dergisinin Kasım 2007 tarihli 112. sayısında yer alan bu yazı Rıfat N. Bali imzasını taşıyordu. Bali, beni ve yayıncımı “müşteriye saygılı olmaya” davet eden yazısında kitaba yönelik şu itirazlarda bulunuyor: -Kitap içinde yer alan iki bölümün daha önce bir dergide yayınlanmış olmasına rağmen bunun belirtilmemesi, -Kitap içinde ek olarak verilen bir gazete köşe yazısının başlığının değiştirilmesi ve tarihinin belirtilmemesi, -Yine kitapta yer alan bir ek yazının kaynağı olan web sitesinin kapanmış olması. Öte yandan bu sitenin yazısının Bali tarafından anti-semit bulunması, beğenilmemesi. Bali, bu eleştirisini aynen şöyle bitirmektedir: “Bu ‘altı kaval üstü şişhane’ yazıya kitapta neden yer verildiği meçhuldür.” -Kitapta yer alan bir ek yazının dipnotlarının İngilizce olması. -Ve sonuncusu siyonizmi ırkçılık olarak kabul eden Birleşmiş Milletler kararının kitaba alınmasına karşın, bu kararın 20 yıl sonraki bir kararla düzeltilmiş olduğunun belirtilmemesi. Bir de, yazısından, Bali’nin bu “didik didik ettiği” çalışmamda “dizgi hatası” bulmuş ve buna çok sinirlenmiş olduğunu anlıyoruz. Bu sonuncu eleştirinin “öldürücü olduğunu” kabul ediyorum. Ne yazık ki yayıncılık bizde hala bir amatör faaliyettir. Birkaç holding yan kuruluşu dışında kalan yayınevleri son derece sınırlı kadrolarla çalışmakta ve bu da yayınlara “dizgi hatası” olarak yansımaktadır. Doğal bulmuyorum ancak anlıyorum. Ne diyebilirim; kitapta yer alan iki bölümü daha önce bir dergide yayınladım. Bunu belirtmemek için özel sebeplerim var. Bali isterse özel bir açıklama yapabilirim. Yasemin Çongar’ın yazısının başlığını değiştirdim ancak yazısına dokunmadım. Altında da imzası bulunmaktadır. Sonuçta bu benimle Çongar arasında bir meseledir. Atıfta bulunduğum yazının kaynağı olan web sitesinin kapanmış olduğunu ise Bali’den öğrendim ve üzüldüm. Bali bunu bana değil artık el değiştirmiş ve yeni sahiplerinin malum merkezlere yakın olduğu iddiası tekzip edilmemiş olan “Telekom”a sormalıdır. İsterse Mossad’a da sorabilir; benim bilmem mümkün değildir. Ancak ben hangi yazıdan alıntı yapacağımı Rifat N. Bali’ye sormam. Yazıyı “Anti semit” bulduğunu anlıyorum, kızmakta haklıdır. Ancak yine de bu yazı üzerindeki tasarrufumu fahiş bir hata olarak göstermeye kalkmasını yakışıksız buluyorum. Belki Bali’nin beğenisinin ölçü olduğu yerler vardır ve mümkündür. Ancak bizim “mahalle”de bali ile bally arasında bir fark bulunmamaktadır. Gizlediğimiz bir şey değil; biz “anti semitik” değiliz ancak “semitik” de değiliz. Halklarla bir sorunumuz yok ancak kendilerini onlarla özdeşmiş gibi göstermeye çalışan ırkçılarla, faşistlerle, siyonistlerle ve bunların çeşitli karışımlarıyla derin bir karşıtlık içindeyiz. Bence Bali’nin eleştirisinin can alıcı noktası ise 10 Kasım 1975 tarihli Birleşmiş Milletler kararı ile ilgili eleştirisi. Bilmeyenlere hatırlatalım, Birleşmiş Milletlerin o kararı “Siyonizmi bir tür ırkçılık” olarak tanımlıyor. Bali, beni buradan değil, yazmadığım bir şeyden, bu kararı iptal eden 16 Aralık 1991 tarihli BM kararından söz etmememden dolayı eleştiriyor. Söz etsem ne olacak? Birleşmiş Milletler’in “Amerika Birleşmiş Milletleri” olmasından bu yana İsrail ve siyonizm aleyhine bir karar alamadığını bilmeyen mi var? Bali’nin ima ettiği gibi 1975 ile 1991 arasında Siyonizm faşist ırkçı niteliğinden arınmış ve insani bir ideoloji haline gelmiş olsaydı, iptal kararına gönderme yapmamamız bir eleştiri konusu olabilirdi. İptal kararı ortada, siyonizmin iflah olmaz ırkçılığı da ortada. Peki Haluk Hepkon ile Rifat N. Bali arasında ne ilişki var? BM henüz Hepkon’un yöneticisi olduğu partiyi mahkûm eden bir karar almadığına göre ilişkisiz bile sayabiliriz. Bilemem. Ancak bana gönderdikleri tekzip yazılarından “Yahudi sorunu” noktasında ortak bir hassasiyetleri olduğunu anlıyorum. Yazıların kaynakları da bunu gösteriyor; Radikal 2, Radikal Kitap, Birikim dergisi, İletişim Yayınları arasında başıboş dolaşan arsız bir semitik tayfa var. Bunlar, her yazılanda bir “komplo teorisi”, İsrail’e yönelik her eleştiride bir anti semitizm, “Yahudiler seçilmiş bir halktır” sözcükleriyle başlamayan her yazıda potansiyel bir “Yahudi düşmanlığı” görüyor. Bunların başını çeken ise Rifat N. Bali’dir. Yazdığı güzellemeler yetmemiş olacak, “Yahudi sorununda” kendisi gibi düşünmeyen, İsrail’i eleştiren herkesin çetelesini tutmaya, herkese, her yere laf yetiştirmeye çalışıyor. Yazısında benim hakkımda yazdığı “Sosyalist çizgideki Fabrika dergisi yayın kurulu üyesi olduğum” bilgisi doğru değildir. İstihbarat eksikliği var ve belli ki “anlık istihbarat” akışında bir aksaklık yaşanmıştır. Ama bizim istihbaratımız eksiksizdir. Kendisi hem semit hem siyonist hem de “sosyalist çizgideki bir derginin yazarı”dır. Bunu hep yapıyorlar, ellerinin yetiştiği yerlere o konsolosluktan telefon ediliyor, şikâyet dilekçeleri yazılıyor. Ancak ben Aydın Doğan’ın çalışanı değilim, ellerinin yetişmesi mümkün değildir. Bu yazılanları Virgül ve Radikal eliyle “İsrail’den gönderilmiş bir tekzip” olarak alıyorum. Bize olsa olsa onur verir. Bali’nin yazısının başlığına taşıdığı “müşteri” meselesine gelince, ne ben ne de yayıncım o işten anlar. Bizler ne idüğü belirsiz müşterileri memnun edemediğimiz gibi, hem “iyi saatte olsunlar”ı hem de Bali gibi işin felsefesini bilen doğuştan yetenekli seçkin ticaret erbabını fena halde ürkütmüş durumdayız. Mahkeme kapılarında sürtmekten tashih yapmaya bile fırsat bulamıyoruz. Almaktan-satmaktan vazgeçtik, canımızı kurtaralım yeter felsefesi uyarınca iş görüyoruz. Ama yine de hesap vermeye ve hesap almaya gücümüz var. Biz pişman olmayız, onlar pişman olmasın yeter! Virgül’e nokta koymadan bitmemiş sayıyorum. Hesap henüz açıktır. |
ifşaat
Yazan:: Ahmet Kılıç (Misafir) Tarih: 21-11-2007 12:34