Başbakan Tayip Erdoğan'ın Davos'da İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres'le ilgili tartışması Suudi Arabistan basınında görülmedi. Yani Suudi yöneticiler bu haberin Araplara duyurulmasında yarar görmemişti.
Başbakan Erdoğan'ın "seçimle gelmiş Hamas'ın muhatap alınması" orijinli dış politikası, Peres'in "Hamas terörist bir örgüttür, nokta!" diye özetliği yaklaşımla bir anlamda duvara toslamıştı. Ancak, Erdoğan'ın dış politikada riske ettiği her şey içerde bir desteğe dönüşeceğini görünce rahatladı. İlk günün duygu patlaması sona erdiğinde, bu küçük krizin Erdoğan ve AKP açısından nasıl bir tahribata yol açacağı daha net görülecektir. Zira, dışarısı belli ki soruna Hamas ve AKP gibi bakmayacaktır.
Suudi yönetiminin Davos haberlerine sansürü bu nedenle önemli. Çünkü başlangıçta Hamas'a verilen finansal desteğin büyük çoğunluğu Suudi Arabistan'dan kaynaklanıyordu. Suudiler böylece Hamas'a ve Hamasçı dış politikaya arkalarını dönmüş olduklarını çok net biçimde göstermiş oldular. Çünkü Suudiler için ABD ve İsrail'le ilişkiler, Hamas'la ilişkilerden daha önemlidir.
"Kıbrıs’ta elleri bağlı esir bir Rum askerini başından vurdum, 9 kişiyi daha öldürdüm…" Adı dokuza çıkmış bir mafya dizisinin oyuncularından birinin sözleri bunlar. Dizide geçen o anlamsız repliklerden biri sanıldı başında. Ama sonra uluslar arası bir krizin başlama vuruşunu yaptı.
Densizliğin neresinden tutalım? Olgaç’la 10 yıl evli kalan kantocu Nurhan Damcıoğlu, "Neden böyle bir şey yaptığını anlamıyorum. Zaten kendisi anlaşılmaz biriydi. 10 yıl evli kaldığım süre içerisinde kiminle evli olduğumu bir türlü bilemedim " deyiverdi. Son yıllarda “gündeme gelmek” için yapılan hareketlerin kantocuları bile şaşırttığını biliyorduk. Ama sonuncusu, bir insanlık suçundan kendisine pay çıkarmaya çalışarak sınırı çok aşmış oldu.
“Pirelli’nin İzmit’teki fabrikasında işverenin 80 kişinin işten çıkarılacağını açıklamasıyla başlayan direniş eylemi sona erdi. 30 işçi işten çıkarıldı. İşçiler ağlayarak vedalaştı.”
Biliyoruz “Pireli takvimi” kadar iç açıcı bir haber değil bu. Ağlayan işçilerin kirli ve kederli yüzü de, takvim kızlarının ışıklı yüzleri değil. İşsizliğin, çaresizliğin, kimsesizliğin gözyaşlarını getiriyoruz size, ki biliyoruz bakmaya yürek istediğini….
Kim bilir, gidenler kalanlara ağlıyordur belki, kalanlar gidenlere… Kriz geldi kapımıza dayandı; piyasanın görünmez eli, vahşi bir yırtıcının pençesine dönüştü. Her gün, her gün aramızdan birini yakalayıp parça parça ediyor şimdi. Hayatlarını yağmalıyor, umutlarını erteliyor başka bahara. 30 işçi daha kapıda, bir sürü umut, bir sürü çocuk düşü, bir sürü ana-baba-koca yolu gözleme başka bahara… Krizin göz yaşlarına çağırıyoruz sizi, ki biliyoruz ağlamanın yürek istediğini…
Yesevizade nam zattı mezar taşlarını ve ölüm ilanlarını ilk takip eden. Herkesi şeceresine göre sınıflandırmaya çalışan muhteremin, sonraki trajedisini bir zamanlar onun yanında bulunmuş Nihat Genç yazdı. Genç'in anlattığına göre işin içinden çıkamamıştı; döndü, ´dönmeler´den özür mealine gelebilecek adımlar attı.
Kitapları ortada, lakin gerçekte kimdi bilemiyoruz. Bir ara Adnan Hocagiller atladıydı üstüne. Üslubu üslubuna denk olduğundan, bilmeyenler Adnan Hocadır sandı. Oysa ilk kitabı taa 1960'lı yıllarda yayınlanmıştı.
Ergenekon operasyonunda son dalga 17 kişinin tutuklanması ile sonuçlandı. Aralarında askerler, öğretim üyeleri de var. Gözaltına alınan pek çok general ise serbest bırakıldı ve bunda Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un gözaltıların sürdüğü sırada Başbakan Tayyip Erdoğan'ı ani ziyaretinin etkili olduğu dillendiriliyor.
11 dalgada pek çok kişi gözaltına alınmasına karşın, Türkiye'de derin devlet deyince akla gelen pek çok bürokrat ve siyasetçi hala olayları dışarıdan izliyor. Bu tür işlerin demirbaşı olan birden çok sağ siyasi parti de olayların dışında kalmayı başardı. Buna karşın son gözaltılardan sonra, ana muhalefet partisi CHP'nin ve genel başkanının da bu örgütlenmenin içinde olduğu fısıldanıyordu.
Aslında Sedat Peker türü birkaç önemsiz mafyatik tipin dışında davaya hiçbir ülkücünün dahil edilmemesi ilginç. Çünkü, "ulusalcı" hareketin başında bunların pek çoğu işin içindeydi. "Kızılelma" koalisyonu içindeydiler demek istiyorum.
Demek ki, operasyonu yürütenler bunları artık tehdit olarak görmemektedir. Bununla ilgili bir ilginç olayı hatırlatalım. Milli Güvenlik Siyaseti Belgesi 2005 yılında güncellendi. 26-10-2005 tarihli Hürriyet gazetesi gelişmeyi "MGK: Aşırı sağ artık tehdit değil" başlığıyla verdi. Haber şöyleydi: MGK, 1997'de ülkücü mafyalar nedeniyle iç tehdit kabul ettiği 'aşırı sağ'ı, Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'nden çıkardı. 'Gizli Anayasa' olarak nitelenen belgeye, 'dini motifleri kullanan terör örgüleri' ifadesiyle El Kaide de girdi.